Kayıtlar

-Konutlarda elektrik tüketimi...

İlk televizyonu, Ankara’da, 1972 veya 1973 yılında, 6-7 yaşlarımdayken halamlarda gördüm. Hayran olmuştum. Televizyon sadece beni değil, Türkiye’yi değiştirdi. Televizyon yaygın değilken, yazlık sinemalara gidip film seyrederdik. Biz çocuklar, çekirdek ve gazozla arada koştururduk. Arada sırada büyüklerin sus işareti üzerine bir süre sessiz kalır, filmi izlemeye başlardık. Türk sineması altın çağlarını yaşıyordu. Oyuncular, bir film çekiminden diğer film çekimine koşturuyordu. Televizyon hem yazlık sinemaları hem de Türk sinemasını bitirdi. Türk sineması en az 20 yıl kendine gelemedi.

-Türkiye, boru hatlarının merkezi olacak

Bir petrol türevi olan doğalgaz, geçmişte petrol üretimi esnasında ortaya çıkan işe yaramayan bir atık olarak görülmüş ve petrol üretim tesislerinde, kullanılmadan yakılıyormuş. Bu yıl ülke olarak doğalgazla tanışmamızın 40’ncı yılı. Türkiye’de doğalgaz ilk kez 1976 yılında kullanılmaya başlamış. Doğalgazın ilk kez Milattan Önce 900’ler Çin’de kullanıldığını biliniyor. Yaygın olarak kullanımı 1790’larda İngiltere’de; boru hattı taşımacılığı ise 1920’lerde başlıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşıyor. 1950’lerde enerji tüketimindeki payı yüzde 10’a ulaşamazken, günümüzde bu oran dörtte biri buluyor.     Türkiye’de doğalgaz ilk kez Kırklareli Kurumlar’da 1970 yılında tespit ediliyor. 1976 yılında ise Pınarhisar Çimento Fabrikası’ndan kullanılmaya başlıyor. 1975’de Mardin Çamurlu’da bulunan doğalgaz ise 1982’de Mardin Çimento Fabrikası tarafından kullanıma alınıyor.

-Cumhuriyet döneminde elektrik tüketimi 6 bin kat arttı...

Elektrik enerjisi tüketiminde hızlı artış sürüyor. Türkiye’de elektrik tüketimi, 1923’de 50 milyon kilowattsaat (kWh) bile değilken, sadece 45 milyon kWh iken şimdilerde 270 milyar kWh’ye ulaşmış durumda. Cumhuriyet tarihi boyunca 6 bin katlık bir artış var. Bu dönemde kişi başına tüketim 3,5 kWh’den 3 bin 400 kWh’yi aşmış durumda. Kişi başına tüketimdeki artış, 1000 kata yaklaşıyor.

-İnsana en çok yakışan hüzündür…

Doğuya hayranlığım masaldan, efsanedendir. Adalar ve Kuzey Avrupa efsaneleri de olmasa batı bu konuda hepten fakir kalacaktı… Şu bir gerçek ki batı bu konuda kısır. Masaldaki, efsanedeki doğunun heybeti, zenginliği batıda yok. Eski Yunan mitolojisindeki tanrılar bile insan gibidir. Örnek mi istiyorsunuz. Tanrıların ve insanların babası olarak tanımlanan Zeus… Roma’da Jüpiter olarak bilinir. Göklerin, şimşeklerin tanrısı… Yağmur ondan beklenir. Nedir özelliği: Çapkınlık. Önemsiz demiyorum ama bir tanrıdan beklenmeyecek kadar insani bir davranış. Batı bir Şahmaran yaratamamıştır. Şahraman Çukurova’dan, Tarsus’tan çıkmıştır. Batı, üzerinde hayli fazla durduğu ölümsüz aşklarda da yetersizdir. Aşkı uğruna dağları delen bir kahraman batıda yoktur. Batının aşk efsanesi Romeo ve Juliet’e bir bakın, bir de doğudakilerine... William Shakespeare de olmasa ne olurdu?  Doğuda, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kanber ile Arzu, Kerem ile Aslı…Saymakla bitmez. Anadolu’da bile hemen her yören...

Anadolu kadınının linyiti: Tezek…

Hafızamız milletçe zayıf. Çabuk unutuyoruz. Rusya ile ilişkiler, 9 Ağustos 2016 Erdoğan-Putin zirvesiyle normale dönünce, geçmişte ne olduyu çok da hatırlamıyoruz. Biraz anılarımızı tazelersek; Rus uçağı 24 Kasım 2015 tarihinde düşürüldüğünde, Rusya’nın buna karşılık olarak doğalgazı keseceği, Aralık, Ocak, Şubat gibi kışın en sert aylarında doğalgazsız kalacağımız tartışmaları yapılmıştı. Bunu sanırım hatırlarız. Hatta dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bir konuşmasında, bazı Erzurumluların “Gerekirse tezek yakarız ama sınırlarımızı çiğnetmeyiz” dediğini aktarmış ve “Olursa bizim milletimiz vatanı ve onuru için gerekli fedakarlıkları göstermeye hazır bir millettir” ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da  Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na katıldığı Fransa’dan Katar’a geçerken, uçakta gazetecilerle sohbet etmiş, bir gazetecinin “Ortalama vatandaş ‘doğalgaz konusunda bir sıkıntı yaşar mıyız’ diye endişeleniyor, ne diyeceksiniz” şeklindek...

-Dünyanın su dengesi bozuk

Su, hayatın kaynağı. Onsuz yaşam mümkün değil. Bu nedenle insanlık olarak uzayda harıl harıl su arıyoruz. Amaç yeni bir dünya bulmak. Çünkü su varsa hayat var. Gram su bulsak, buz, hatta kurumuş su yatağı, başta NASA olmak üzere herkes heyecanlanıyor. Çok sayıda haber, makale, konferans ardı ardına sıralanıyor.  Herkeste bir heyecan bir heyecan… Uzmanlardan peş peşe açıklamalar geliyor: “Acaba, ilkel düzeyde de olsa canlı hayat var mı” sorusuna cevap aranıyor.  Dünya, Güneş Sistemi’nin en güzel gezegeni. Belki de Güneş Sistemi’ni de kapsayan Samanyolu Galaksisi’nin.  Uzaydan çekilmiş fotoğraf ve görüntüler de dünyanın eşsiz güzelliğini gözler önüne seriyor. Venüs yanında bir hiç. Güneş sistemindeki diğer gezegenler toprak, metallerin değişik tonlarında görünürken, yerküremiz mavi, beyaz, yeşil, kahverengi boyalarla süslenmiş, narin, kırılgan, hassasiyetle korunması gereken bir sanat eseri. Masmavi bir bilye gibi… Dünyayı uzaydan ilk gören insan Rus kozmonot Yuri ...

-Enerji tüketimimiz 50 yılda nasıl değişti?

Enerji tüketiminin sanayileşmeyle doğrudan bağlantısı var. Petrol veya doğal gaz zengini ülkeler hariç, adını bilmeseniz de kişi başına enerji tüketiminden o ülkenin sanayileşmiş bir ülke olup olmadığını anlayabilirsiniz. Şimdi günümüzden teknoloji açısından bakarsanız çok çok eski bir tarihe, 1965 yılına kadar gidersek, enerji tüketiminin neredeyse tamamen sanayileşmiş ülkelerin tekelinde olduğunu görürüz. BP’nin enerji raporuna göre, 1965 yılında toplam birincil enerji tüketimi, ABD’de 1 milyar 286,5 milyon ton petrol eşdeğeri (TEP), Sovyetler Birliği’nde 590,1 milyon TEP, batı ve doğu Almanya toplamı olarak 253,4 milyon TEP, Birleşik Krallık’ta 197,6 milyon TEP iken Çin’de 131,4, Hindistan’da 52,7 milyon TEP düzeyinde kalıyor. Koca Çin; toplamda Almanya’nın neredeyse yarısı kadar enerji tüketimiyle yetinirken, Hindistan’ın tüketimi Almanya’nın beşte birini ancak buluyor. İşin ilginç yanı nüfusu o tarihte 31,5 milyon olan Türkiye’nin toplam birincil enerji tüketiminin sadece 7...